Bozulan dostluktan sonraki nefret, meyvelerin en öldürücüsüdür.
G.E.Lessing
Tarihte Bugün
Takvimler 16 şubat tarihini gösterdiği zaman
...1950 yılında,
Tek dereceli gizli oy ve açık tasnif esaslarını taşıyan çoğunluk sistemine dayalı Seçim Kanunu kabul edildi.
AKP'nin samimiyetine MHP gölgesi düştü
AKP'nin samimiyetine MHP gölgesi düştü
AKP'nin samimiyetine MHP gölgesi düştü
AKP'nin samimiyetine MHP gölgesi düştü
AKP'nin samimiyetine MHP gölgesi düştü
Her tür özgürlüğün
yanında olduğu savıyla dindar olmayan kesimden de oy alan AKP samimi
görünmüyor.
Zira, sadece kendi çekirdek seçmenine hitap eden türbanı
ele alıp, diğer açılımlara karşı olan MHP'yle ittifak yaptı
16/02/2008 (690 kişi okudu)
Yigal Schleifer
Türkiye'de
laiklikle İslam arasında süregelen mücadeledeki çoğu gelişme gibi,
meclisin üniversitelerdeki başörtüsü yasağının kaldırılmasına yönelik
son oylaması da hem ülke içinde hem de dışında epey keskin çizgilerle
yorumlandı.
Türk laikler -ve İsrail'le diğer yerlerdeki endişeli
gözlemciler- açısından, yasağın kaldırılması Türkiye'nin yavaş yavaş
ilerleyen İslamlaşmasının bir başka işaretiydi; hatta belki de, İran
tarzı şeriat yönetimine giden yolda bir başka adımdı.
Liberal AKP'nin
üyeleri ve dini eğilimli destekçileri içinse, meclisin adımı demokrasi
ve insan hakları adına bir zaferdi.
Peki hangisi doğru? Yanıt aslında, AKP'nin bu noktadan sonra
işleri nereye götüreceğinde yatıyor ve şimdiden rahatsız edici
işaretler var. AKP geçen yaz ses getiren seçim zaferiyle yeniden
iktidara geldi. Zaferi kısmen etkileyici ekonomik siciline bağlıydı.
Fakat, Türkiye'de demokratik değişim fikrini temsil eden tek partinin
AKP olduğunu düşünen ve dindar olmayan çok sayıda seçmenin de oyunu
kazanmayı başarmıştı.
MHP zorluk çıkaracak
Liderliğinin kökleri siyasal İslamcı harekete dayansa da, AKP
kendisini Avrupa'daki Hıristiyan Demokratlar'a daha yakın bir
çizgideymiş gibi sundu -muhafazakâr ama dinin yönetmediği bir parti
gibi.
Örneğin bir önceki iktidarında, AKP Türkiye'nin çağdışı ceza
yasasını güncelleyip ülkeyi AB rotasına sokan bir dizi önemli siyasi
reforma imza attı. Seçim kampanyasında da parti, 1980'deki darbe
sonrası ordunun hazırladığı ve başörtüsü yasağı dahil pek çok
anti-demokratik yasanın kaynağı sayılan anayasanın yerine sivil anayasa
getirme sözü verdi.
Fakat AKP iktidara yeniden geldiğinden beri, demokratik reform
hevesini kaybetmiş görünüyor. Yeni anayasanın taslağı aylardır hazır
ama hâlâ açıklanmadı. Ayrıca, hükümet söz vermesine ve AB baskısına
rağmen, ceza yasasının 'Türklüğe hakaret edenleri' cezalandırmak için
kullanılan ve ifade özgürlüğüyle ilgili meselelerdeki sicili lekeleyen
301. maddeyi değiştirmek yönünde adım atmış değil.
Gerçekte, hükümetin yeniden seçilmesinden beri geçirdiği tek
kaydadeğer reform, başörtüsü yasağının sonlanmasını mümkün kılan
anayasa değişikliği paketiydi. Bu örnekte, yasa meclisten haftalar
içinde geçebildi. Fakat gözlemcileri şaşırtan tek şey yasanın kabul
edilme hızı değildi.
Değişikliklerin geçeceğinden emin olmak için
hükümet, ülkenin AB'yle ilgili pek çok politikasını reddeden ama
başörtüsü yasağının kaldırılmasını destekleyerek dindar seçmenler
arasındaki çekiciliğini artırmayı uman sertlik yanlısı MHP'yle, bazı
eleştirmenlerin 'çıkar ittifakı' dediği bir ittifak kurdu.
Hükümeti
desteklemiş olan çok sayıda Türk liberal şimdi, AKP'nin başörtüsü
reformunu gerçekleştirme gayretinin, diğer demokratik reformlar
pahasına olacağından endişeli.
Partinin milliyetçi MHP'yle anlaşması
şimdiden acı meyveler vermeye başladı; haberlere göre, hükümet dini
azınlıkların devlet tarafından el konulan mallarının geri verilmesine
yönelik bir yasa tasarısının bazı noktalarından geri adım atmaya hazır.
MHP bu yasaya karşı.
Başörtüsü yasağının kaldırılması, Türkiye'nin yeni İslami
seçkinleriyle yerleşik laik seçkinler arasındaki mücadelenin son ayağı
da değil. Atatürk'ün laikleştirici
reformlarından yaklaşık 80 yıl
sonra, ülke yeni bir tur reforma doğru yol alıyormuş gibi görünüyor; bu
kez kamu hayatında dine daha fazla yer açmak amaçlanıyor.
Söz konusu
reformlar, sadece AKP'nin çekirdek seçmenleri değil, tüm Türklerin
yararlanacağı demokratik değişikliklerle uyumlu ilerlediği sürece bunun
tehlikeli
bir durum yaratması şart değil.
En yeni azınlık laikler olabilir
Hükümet liderleri 2008'i 'AB yılı'na dönüştürmeye söz verdi ve
'sürprizlerin' geleceğini ilan etti. Fakat son olayların gösterdiği
üzere AKP, demokrasiyi desteklemek için gereken diğer reformları ele
almaktan ziyade, son derece bölücü de olsa kendi seçmenlerinin gözünde
değerli olan meselelerle uğraşmaya daha istekli.
'Azınlık meseleleri' diye adlandırılabilecek konulardaki heves
eksikliği, Türk laikliği için de hayra âlamet olmayabilir.
Laik CHP'nin
sadece yüzde 20 oy aldığı seçimlerin de gösterdiği gibi, (bazı ciddi
güç noktalarına hâkim olsalar bile) şimdi laikler bir azınlık.
Oylama
sonrası Sabah gazetesinde bir karikatür yayımlandı:
Başörtülü bir
kadın, bir banka memurunun üzerinde 'özgürlük' yazan penceresinin
önünde duruyor.
Arkasındaysa, ülkedeki azınlıklardan menkul, bir Kürt,
bir Alevi, bir Hıristiyan, bir Yahudi ve bir eşcinselden oluşan bir
sıra var.
Başörtülü kadın onlara "İtmeyin, sıramızın gelmesi için çok
bekledik" diyor.
Bazı laiklerin, yani Türkiye'nin belki de en yeni
azınlığının endişesi, kendilerini yakın
zamanda bu sıranın en arkasında
bulmak.
(İsrail gazetesi, 15 Şubat 2008)